Saygıdeğer Öğretmenlerim,
Retorik TDK tarafından güzel söz söyleme, etkileyici ve ikna edici konuşma sanatı olarak tanımlanmaktadır.
Kendimizi veliye, öğrencilerimize veya arkadaşlarımıza karşı doğru ifade edebilmemiz için retoriği yani etkili iletişim sanatını az da olsa bilmemiz birçok alanda işimizi kolaylaştıracaktır.
İnsanlar siz konuşmaya başladığınız yaklaşık ilk bir dakika içerisinde sizin hakkınızda bir fikir oluştururlar ve bu fikir doğrultusunda sizi dinler veya dinlemezler. İşte Retorik bu ilk intiba ile beraber devamındaki süreci etkili olarak götürmemizde bize büyük kolaylık sağlayacaktır.
Günümüz şartlarına baktığımızda hukuktan pazarlamaya, medyadan hizmet sektörüne kadar retoriğin etkisini ve gücünü görmekteyiz. İkili iletişimde güçlü ilk izlenim bırakmakta, arkadaş veya iş ortamında fikrimizi kabul ettirmekte oldukça etkilidir. Nörobilim olarak da doğruluğu kabul gören retorik, geniş kitlede ve çevrede geçerli ve kabul gören yaklaşım içermektedir. Retorik mantıkla beraber duygulara dikkat çekmektedir. Bu da sizi ikna etmek istediğiniz kişiyle savaşmadan veya çatışmaya girmeden beyin kimyasını etkileyerek kazanmaya götürmektedir.
Mevzuyu birazda verilerle izah etmeye çalışalım. Algı yönetiminde ilk 30 saniyede oluşturulan izlenimin %93`ü beden dili, %7`si sözlü iletişimden oluşmaktadır. Bu %93`lük rakam oldukça ciddi bir orandır. Ses tonumuz, el-kol hareketlerimiz, jest ve mimiklerimiz, göz temasımız, bakışlarımız… Bunların hepsi %93`lük orandaki beden dilimizin tamamıdır. Yani bizim zihnimizdeki düşüncelerimizi sözlerle ifade etmemiz sadece %7`ye denk gelmektedir. Ve biz genelde iletişimlerimizde bu %7`lik kısma odaklanırız. Bu %93`lük oran bize insanların anlatmak istediğiniz bilgiden önce bilginin sunulma şekline önem verdiklerini göstermektedir.
Burada kritik bir soru sormak istiyoruz. “İkili iletişimlerde karşınızdaki kişiyi yenmek mi istesiniz yoksa kazanmak mı?” Buradaki nüans çok önemli. Çünkü yenmek karşıdaki kişiyi alt etmek iken kazanmak karşındakini kendi tarafına çekmeye çalışmaktır. Bizim hedefimiz retorik yaklaşımını kullanarak karşımızdakini kazanmaya çalışmak olmalıdır.
Retorikte 3 altın temele geçmeden önce bir konu hakkında daha farkındalık kazandırmak istiyoruz. “Kazanmak istediğiniz kişiyi etkilemek mi istersiniz yoksa ikna etmek mi istersiniz?” Retorikte en etkili olan Cicero gibi etkileyen ve Demosthenes gibi ikna eden taraf olmaktır. Sadece ikna etmeye çalışmak sizi itici biri haline getirir. Yine sadece etkilemek istemeniz sizi mevzuda netice kazandırmaz. Ama önce etkilemek ve sonrasında ikna etmeye çalışmak sizi gerçek bir retor yapar.
Peki bunu en basit haliyle nasıl gerçekleştirebiliriz?
Retoriği bilimsel temellere oturtmamız uygulayabilmemizde bize kolaylık sağlayacaktır. Bunun için retoriğin 3 temel yapıtaşı olan Ethos, Pathos ve Logosu biraz detaylandırarak ele almak isteriz. Etkili konuşmada Ethos %10, Pathos %65 ve Logos ise %25 oranında etki sağlamaktadır.
- Ethos %10;
Konuşmacının güvenilirliğini ve bir noktada karakterini yansıtmasıdır. Bu karşı tarafa verdiğiniz imajdır. Mesleki yetkinliğiniz, aldığınız unvanlar gibi. Bunlar anlattığınız konu hakkında edindiğiniz derinliği karşı tarafın anlaması ve yeterli düzeyde fikre sahip olup olmadığınızı anlamaları için önemlidir.
Ethosunuzu güçlendirmeniz için özenli ve temiz olmalı, saygılı, bulunduğunuz konuma uygun görünmeniz, tavrınız, tarzınız, renk seçimleriniz, beden dilinizin rahat ve kontrollü olması, kitlenize göre samimi dil kullanmanız….
Bunların hepsi oldukça önemlidir.
Mesela diyelim ki kendinizi tanıtmanız gereken bir durumdasınız. Kendinizi 3 ana başlıkta tanıtmayı deneyebilirsiniz.
“Ben kimim? Ne yaparım? Ve neden buradayım?”
“Ben kimim? Neyi temsil ediyorum? Hayattaki amacım ve görevim ne?”
“Ben kimim? Şu ana kadar ne yaptım? Ve bundan sonra ne yapmak istiyorum?”
Ethos kısmında en sık yapılan yanlışlar arasında “Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ben bu sınıfın öğretmeniyim. Bana saygı duymak zorundasınız,” gibi cümleleri kullanmak yer almaktadır. Siz saygıyı talep ettiğiniz anda aslında bu saygıya ve güvene sahip olmadığınızı ima etmiş olursunuz. Çünkü talep ettiğiniz şey aslında sizde olmayan bir şeydir. Ve bu cümleyi kullandıktan sonra başta saygı değerliliğiniz olmak üzere her şeyiniz sorgulanmaya açık hale gelir. Bundan dolayı bu ve benzeri ifadeler ethos için tehlikelidir.
Konuşurken karşı tarafa güven vermek için metaforlardan destek alabilirsiniz. “Ben oradaydım,” denilebilecek metaforlar. Ben oradaydım teması hikâye anlatımlarında sık kullanılmakla beraber medya okur yazarlığında da sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu karşı tarafa güven kazandırmakta oldukça etkilidir.
Bir çoğumuz haber izlerken muhabirin “Olay anında oradaydık,” veya “Polis ekipleri olay yerine intikal ettiğinde bizde oradaydık,” veya “Duruşma salonunda biz de oradaydık,” gibi. Bu detay gerçek bir hikâye olduğu için etkilemekte oldukça geçerli not almaktadır.
- Pathos %65;
Duyguları yönetmektir. Pathos duygulara dokunma sanatıdır. İnsanlar genelde kendilerine anlatılan bilgilerden daha çok öğrenme sırasında hissettikleri duyguları hatırlarlar. Bir bakıma pathos konuşmanın kalp atışıdır.
O zaman gelin şimdi Pathosu güçlendirmenin birkaç tekniğinden bahsedelim;
- Pathosu güçlendirmenin en etkili yollarından biri hikayelerle duygusal bağ kurulmasını sağlamaktır. Hikâye anlatırken ortak duygular olan sevgi, korku, ümitten bahsedebilirsiniz. Anlatılan hikâyenin kişinin zihninde canlandırılabilir olması önemlidir.
Bunun için arada mini sorularla duygusal olarak ortak zeminde bulaşabilirsiniz.
“Siz hiç okula gidip hiçbir şey öğrenmeyen bir çocuk gördünüz mü?” veya
“Siz hiç tartışmaların olmadığı bir okul ortamı gördünüz mü?” gibi.
Bu tür sorular mevzuyu farklı göstererek her okulda yaşanabilen olaylar olduğunu ve kitle olarak ortak duygu ve sorunlara sahip olduğunuzu göstermektedir.
- Burada dikkat edilecek diğer bir hususta konuşmamızda ses tonumuzu monotonluktan çıkarmamız gerektiğidir. Böylece daha canlı, tutarlı ve heyecanlı bir konuşma yapmış oluruz. Örnek olarak aşağıda verdiğimiz metni, yönergelere uygun şekilde okuyarak deneyim sağlayabilirsiniz;
“Üçlü başlangıç tekniği iletişimde oldukça etkilidir.
Bunun için sessizliği kullanın. Konuşmanın belli yerlerinde 2-3 saniye kadar durun. (2-3 saniye durun)
Susarak, (1 saniye durun)
Durarak, (1 saniye durun)
(Tane tane yavaş yavaş oku) Vurgu ve merak uyandırabileceğimiz sessizlik anları tanıyabilirsiniz.
(Ses tonunuzu aşağıya çekin) Ses tonunuzu merdiven gibi kullanın,”
Aynı metni neşeli, ciddi ve hüzünlü olarak 3 farklı duyguda okuyarak da pratik yapabilirsiniz.
- 3 S veya 3 E kuralı. Bu kural aynı harf veya sesle başlayan kelimeleri peş peşe kullanmaktır. “Sevgi, saygı, sadakat,” gibi. Söylenmesinde estetiklik olduğu için konuşmamıza hoş bir hava katacak ve akılda daha fazla yer edecektir.
- Veya kelimeleri antitez diyebileceğimiz karşıtlıkta kullanabilirsiniz. Bu karşı tarafın duygularını daha hızlı devreye sokmasını sağlar.
“Korkuyla değil umutla ilerliyoruz,” veya
“Yok etmeyi değil inşa etmeyi planlıyoruz,” veya
“Kaybetmeyi değil kazanmayı hedefliyoruz,” gibi.
- Paradoksları da konuşmalarımızda kullanabiliriz.
“Sessizlik en gürültülü cevaptır,” gibi.
- Cümlelerde kullanacağınız anaforlar (tekrarlar) konuya odaklanılmasını güçlendirecektir. Anaforlar anlatıma dikkat çekici unsur kazandırarak, hafızada daha fazla kalıcı iz bırakmaktadır.
“Biz öğrencilerimizin öğrenmelerini istiyoruz, başarmalarını istiyoruz, kendilerini geliştirmelerini istiyoruz,” veya
“Çocuk oyunla öğrenir, oynadıkça keşfeder, keşfettikçe büyür.” gibi.
- Açık uçlu sorular sormak yine anlatıma güç kazandırmaktadır. Bu sorular sunulan ürün veya fikirle alakalı karşı tarafın sorgulamasını sağlamaktadır.
“Kim hayatını daha fazla kolaylaştırmak istemez ki,” veya
“Çocuğunuzu ikna etmenin kolay yolunu öğrenmek istemez misiniz?”
- Logos %25;
Mantık ve tutarlılıkla ikna etme aşamasıdır. Bir bakıma konuşmanın omurgasıdır, ayakta tutan kısmıdır.
Karşı tarafa ne için geldiğine dair artık bir şey vermemiz gerekmektedir. Evet, birbirimize güvendik, duygusal ortak noktada buluştuk ama bu buluşma bir amaca hizmet etmesi gerekmektedir ve o kısım logosta anlam bulmalıdır.
Karşımızdaki kişi bilgiyi veya çözümü alıp gitmek ister. Bunun için oranları, verileri, bulguları, sayıları veya somut araştırmaları kullanabilirsiniz.
Neden-Sonuç ilişkisini güçlendiren analojiler ile açıklama yapabilirsiniz.
Bilişsel çelişki ve mantıksal çelişki şeklinde iki durum vardır. Bu çelişkiler içinde olan kişiler aldıkları kararları haklı çıkarmak için yeni bilgi arayışına girerler. Bu çelişkileri yok edebilmemiz için logos kısmında bilgi kirliliğinden uzak doğru kaynaktan, doğru verilerle bilgi vermemiz önemlidir.
Bu bilgi kısmı yani logos bir noktada hazırlık kısmıdır. Bulunduğumuz konumdaki bilgi yeterlilik düzeyimizle ilişkilidir. Bunun için iyi araştıran ve çok okuyan öğretmen olmak zorundayız. Konuşmalarımızda güçlü olabilmemiz için bilgi birikimimizin derin olması önemlidir. Az bilgiye sahip olmak sıkıcı, kesik ve dağınık konuşmamızı sağlar.
Retoriği güçlü kullanan bir retor öğretmen olmak istiyorsak şu 3 hususta kendimizi geliştirmeliyiz;
- Etkili doğaçlama konuşma yapabilmek,
- Anlık gelen sorulara rahat ve kontrollü cevap verebilmek,
- Heyecanınızı yönetmek.
Saygılarımızla.
